YAYGIN EĞİTİM

Bilindiği üzere Anayasamız, tüm vatandaşlarımızın eğitim imkanlarından eşit olarak yararlandırılacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm doğrultusunda; bir yandan Türk vatandaşının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu arttırmak, diğer yandan milli birlik ve bütünlük içerisinde sosyal, kültürel ve iktisadi kalkınmayı desteklemek, hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı,yaratıcı ve seçkin bir ortağı yapmak Türk Milli Eğitiminin amacıdır.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu; Türk Milli Eğitimini bu amaca ulaştıracak sitem yapısını ÖRGÜN EĞİTİM ve YAYGIN EĞİTİM olmak üzere iki bölümde belirlemiştir. (Madde 18)

Özet olarak Örgün Eğitim okul öncesi eğitimi, temel eğitim, orta ve yüksek öğretimi kapsarken Yaygın Eğitim, örgün eğitimin yanında veya dışında düzenlenen tasarlanmış, planlı,ve programlı faaliyetlerin tümünü kapsamaktadır.

Yaygın eğitim, bir bakıma örgün eğitimin tamamlayıcısı ve ulusal kalkınma amaçlarının yardımcısıdır.

Çeşitli dönemlerde düzenlenen eğitim şuraları, hazırlanan kalkınma planları ve hükümet programlarında ; insanların genel eğitim ihtiyaçlarına cevap verebilecek,mesleki becerilerini geliştirerek, onları pasif tüketici olmaktan aktif bir üretici kılacak ve işgücü piyasasının talep ettiği nitelikli işgücünü karşılayacak elemanların yetiştirilmesi yönünde etkili ve kalıcı önlemler alınması hükme bağlanmıştır. Zira milletimizin kurtuluşunu eğitimde gören Atatürk,hazırlanacak eğitim programlarının, sosyal hayatımızın ihtiyaçlarına ve asrın icatlarına uygun düzenlenmesini öngörmüştür.

Endüstrileşme, iletişim, ulaşım alanındaki gelişmeler, teknolojik ilerlemeler ve hızlı kentleşme nedeni ile toplumsal değişme içerisindeki ülkemizde, toplum; endüstriyel toplumun yapısal özellikleri ile bilgi toplumun özellikleri ve bunlara özgü değerlerin, davranışların,kurumların bir arada bulunduğu gelişmekte olan bir toplumun özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle; toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması, değişen şartlara uyum sağlaması,demokratik ve sosyal hukuk devleti düzeninin öngördüğü anayasal hak ve özgürlüklere sahip, demokratik sürece bilinçle katılan vatandaşların yanı sıra, kalkınmanın gerektirdiği insan gücünün ve toplumsal güvenlik politikalarıyla bireylerin yetiştirilmesi, Milli Eğitim Bakanlığının görevleri başında gelmektedir.

Söz konusu görevlerin yürütülmesi, 3797 Sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunla Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğüne verilmiştir.

Ülkemizdeki okullaşma oranı ve eğitim düzeyinin henüz istenilen seviyede olmaması ve okur yazar olmayanların önemli bir kitleyi oluşturması karşısında, geniş kitlelerin genel ve mesleki eğitim eksikliklerini süratle giderici, yenileyici ve geliştirici, onların değişen şartlara uyumlarını sağlayıcı, kentleşme, endüstrileşme, tarım vb. alanlarda ileri teknolojinin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmaları için genel ve mesleki teknik eğitim programları ile çeşitli amaçlara yönelik eğitsel etkinliklerin düzenlenmesi yoluna gidilmesi, yaygın eğitimin yeri ve önemini açık şekilde ortaya koymaktadır.

 

 

YAYGIN EĞİTİM, HALK EĞİTİMİ YETİŞKİN EĞİTİMİ,

ERİŞKİN EĞİTİMİ,YAŞAMBOYU EĞİTİM KAVRAMLARI

Yaygın eğitim, halk eğitimi, yetişkin eğitimi, yaşam boyu eğitim, kitle eğitimi, toplum eğitimi, hizmet içi eğitim, sürekli eğitim, okul dışı eğitim, erişkin eğitimi, toplum kalkınması gibi kavramlar bazen aynı, bazen de farklı anlamlarda kullanılmış ve tanımları yapılmıştır.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunun 18.maddesinde Örgün eğitimin yanında ve dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümü olarak tanımlanan yaygın eğitim, söz konusu kanuna dayanılarak hazırlanan ve 7.8.1979 gün ve 16720 sayılı resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe giren Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin 7.maddesinde; Örgün eğitim sistemine hiç girmemiş ya da herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademelerden çıkmış bireylere; gerekli bilgi, beceri ve davranışları kazandırmak için örgün eğitimin yanında ve dışında olanların ilgi,istek ve yetenekleri doğrultusunda ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini sağlayıcı nitelikte, çeşitli süre ve düzeylerde yaşam boyu yapılan eğitim, üretim, rehberlik ve uygulama etkinliklerinin tümüdür şeklinde tanımlanmıştır.

Tanıman da anlaşılacağı üzere kapsamının oldukça geniş olması, örgün eğitim dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin geçmişten günümüze değişik isimler altında ifade edilmesinde etken olmuştur.

Gündemi sadece Yaygın Eğitim  konularından oluşan  XIII. Milli Eğitim Şurası , kavram ve kapsam konusunu şura gündeminin birinci maddesi olarak ele almış ve bu konuda yeni tanım geliştirmenin yerine, Milli Eğitim Temel Kanunundaki Yaygın Eğitim tanımının yeterli olduğu ve mevcut tanıma içerik kazandırılmasının daha uygun olacağı görüşünü benimsemiştir.

Hedef kitlesinde gerektiğinde okul öncesi eğitim çağındaki çocukları da içerisine alabilen yaygın eğitim, örgün eğitim sistemi dışında düzenlenen planlı ve programlı faaliyetlerin tümünü içermesi bakımından, kullanılan en geniş kapsamlı kavramdır.

Özel olarak; Hedef kitlesinde; yaş, cinsiyet, eğitim ve kültür düzeyi Programında ; süre, seviye uygulama mekanı v.b. unsurlarda herhangi bir sınırlama getirmeyen ve bu alanda yapılan tüm tamamlamalara da cevap verebilecek nitelikte düzenlenen yaygın eğitim, Milli Eğitim Temel Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliğin de ideal tanımını bulmuştur.

YAYGIN EĞİTİMİN ÖZELLEKLERİ

Yaygın eğitim, toplumun ihtiyaçlarını; fertlerin ilgi, istek ve hizmet anlayışlarına göre farklı yönlerden dinamik hale getirmek amacıyla onlara belli programlar halinde sunulan bir eğitim faaliyetidir. Günümüzde yaygın eğitim, her ülkenin kendine özgü benimsediği eğitim felsefesine, eğitim anlayışına ve eğitimden beklediği sonuçlara göre planlanmakta ve uygulanmaktadır.

Ülkemizdeki yaygın eğitim uygulamalarının hareket noktasını toplumun ihtiyaçları ve istekleri teşkil etmektedir. Bu nedenle yaygın eğitim kişilerin gönüllü katılımlarını sağlayacak programlar halinde ve sürekli götürülmektedir. Bu programlar, her seviyede kişilerin fikri alınarak, çok defa onlarla birlikte hazırlanmaktadır.

Bu itibarla yaygın eğitim ;

1- Hiyerarşi değildir, ihtiyaca göre düzenlenir;
2- Zamanla ve yaşla sınırlı değildir;
3- Eğitim süresi zaman birimi yerine, eğitim standardına erişmek isteyen kişinin yeteneğine bağlıdır.
4- Yer ile sınırlı değildir, her yerde yapılır;
5- Programları süre ve içerik olarak değişkendir.
6- Eğitim görevlileri genellikle mesleki niteliklidir;
7- Metotları değişkendir.
8- Uygulamada klasik öğrenci öğretmen ilişkisi-yoktur;
9- Yaygın eğitimde devletin tekeli yoktur,
10- Genel eğitimin bir aracıdır;
11- Sürekli eğitimin yollarından biridir;
12- Toplumun tüm üyelerini içine alır;
13- Düzenli örgün eğitim sistemi dışındaki tüm eğitsel faaliyetleri de düzenler;
14- Maliyet her kurs için farklıdır.
15- Programlarda merkeziyetçilik yoktur;
16- Esas ilke öğrenmektir.
17- Gönüllülük esasına dayanır.

YAYGIN EĞİTİMDE HEDEF KİTLE

Yaygın eğitim faaliyetleri, kişilerin gönüllü katılımıyla ve bazı programlarında gerektiğinde okul öncesi eğitimi çocukları da kapsamına alacak şekilde, toplumun her kesimine yönelik olarak düzenlenir.

Bu çerçevede yaygın eğitimde hedef kitleyi özetlemek gerekirse;

1- Okuma yazma bilmeyenlerle, temel eğitim eksikliği olanlar; herhangi bir nedenle örgün eğitime devam etmeyenler;
2- Örgün eğitimin herhangi bir kademesinden ayrılmış olanlar ;
3- Herhangi bir örgün eğitim kurumunu bitirmiş olanlar;
4- Örgün eğitime devam ederken arta kalan boş zamanlarını değerlendirmek isteyenler.
5- Örgün öğretim yoluyla edindikleri bilgi ve becerilerini tamamlamak, yenilemek geliştirmek isteyenler
6- Herhangi bir işe başlayacak olanlar;
7- Herhangi bir işe çalışanlar;
8- Yaşlı ve emekliler;
9- Yasal kısıtlılık altında bulunanlar;
10- Dış ülkelere çalışmaya ve öğrenime gidecekler;
11- Köyden kente göçenler ;
12- Özel eğitim gerektiren kişiler
13- Açık ve gizli işsizler;
14- Özel ve kamu kurum kuruluşlarında çalışanlar
15- Mesleklerinde ilerlemek isteyenler;
16- Özelleştirme uygulamaları nedeniyle işini kaybetme riski taşıyanlar
17- Bağımsızlığına yeni kavuşmuş Türk Cumhuriyetleri ile Türk Topluluklarında yaşayan soydaşlarımız.

YAYGIN EĞİTİMİ ZORUNLU KILAN NEDENLER

Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, her alanda sürekli değişim yaratmakta ve yeni talepler ortaya çıkarmaktadır. Bu hızlı gelişim ve değişime uyum sağlama, sadece okul dönemlerinde öğrenilen bilgilerle mümkün olamadığından, yaşam boyu devam eden öğrenme isteklerin karşılayacak yaygın eğitime zorunlu ihtiyaç duyulmaktadır.Bu ihtiyaç, bir çok nedene dayanmakla birlikte, esası teşkil eden nedenleri dört ana bölüm altında incelemek uygun olacaktır.

A- EKONOMİK NEDENLER
Ekonomik Büyüme ; bilimsel, teknik ve yönetimle ilgili becerilerin, her düzeyde sanayi ve tarım alanındaki üretime sürekli olan uygulaması ile sağlanır. Bu ise ancak etkin, verimli ve kapsamlı bir yaygın eğitimle elde edilir. Bu itibarla;

1. Ulusal üretimi artırmak ;
2. İşsizliği azaltmak;
3. Kentlerin düzenli gelişmesine katkı sağlamak, çarpık yapılaşmayı önlemek;
4. Kişileri iş ve sanat sahibi yapmak;
5. Küçük ölçekli sanayi kuruluşlarını, hayvancılığı ve modern tarımcılığı geliştirmek,
6. İnsan gücünü değerlendirmek;
7. Tarım ve endüstri kesimindeki yeni teknoloji ve tekniklerin tanıtımı ve kullanımına, yeni hizmet alanlarının geliştirilmesine yardımcı olmak;
8. İşsiz ya da istemediği bir işte çalışanların gelir getirici ve yaşam düzeylerini yükseltici beceriler kazanmalarına yardımcı olmak;
9. Yöresel özelliklere ve ihtiyaçlara göre eğitim, istihdam, pazarlama, rehberlik ve teşkilatlanmaya yönelik çalışmalar yapmak;
10. Okuma yazma öğretmek.
11. Kişinin okul eğitimi ile almış olduğu temel bilgilerini tamamlamak.
12. Mahalli kültür değerlerini geliştirmek, milli kültürü tanıtıcı, koruyucu geliştirici ve benimsetici eğitim yapmak.
13. Tarihi ve turistik eserleri, doğal güzellikleri koruyucu, aile ve yurt ekonomisine katkıda bulunacak nitelikte turizm sektörünü desteklemek.
14. Kişilerin kültürel ve sanatsal yeteneklerini geliştirmek, sergileme imkanı vermek.

Başlıca kültürel nedenleri oluşturmaktadır.

B- SOSYAL NEDENLER

Sosyal değişmenin yarattığı, kargaşa, yalnızlık,uyumsuzluk ,kuşaklar arasında kopukluk, uyuşturucu kullanma bolluk içinde darlık v.b. sorunların çözümünde nitelikli bir sosyal planlamanın yanı sıra, kapsamlı bir eğitime ihtiyaç vardır. Dolayısıyla ;

a) Toplu yaşama, dayanışma, yardımlaşma , birlikte çalışma ve teşkilatlanmaya yönelik bilinç ve alışkanlıklar kazandırmak;

b) Kırsal kesimden kente göçenlerin yeni ortama uyum sağlamalarına,gecekonduda yaşayan vatandaşların ekonomik, toplumsal ve kültürel sorunlarının çözümüne dönük eğitim çalışmaları yapmak;

c) Halk sağlığının korunması, aile planlaması, sivil savunma,trafik, tüketici eğitimi, çevre, anne eğitimi, çevre, anne eğitimi, ilk yardım beslenme ve ev ekonomisi, din kültürü ve ahlak, turizm konularında eğitim çalışmaları yapmak;

d) Uyuşturucu v.b. kötü alışkanlıklardan koruyucu bilgilendirme çalışmaları yapmak;

e) Kişilere iyi bir üretici, tutumlu bir tüketici olmak niteliğini kazandırmak;

f) Çağımızın bilimsel ve teknolojik gelişmelerine uyum sağlayıcı eğitim faaliyetlerini yapmak

Başlıca sosyal nedenleri oluşturmaktadır.

C- KÜLTÜREL NEDENLER
Okuma-yazma öğrenme,eksik eğitimleri tamamlamanın yanı sıra, gelir düzeyi, boş zaman, yetenek sergileme v.b. unsurlar; kültürel faaliyetler ile dinlenme faaliyetlerinde beliren ve toplumun daha geniş kesimlerinde ifadesini bulan çeşitlilik ihtiyacını karşılama zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir.

Bu amaçla;

a) Okuma yazma öğretmek.

b) Kişinin okul eğitimi ile almış olduğu temel bilgilerini tamamlamak.

c) Mahalli kültür değerlerini geliştirmek, milli kültürü tanıtıcı, koruyucu geliştirici ve benimsetici

eğitim yapmak.

Tarihi ve turistik eserleri, doğal güzellikleri koruyucu, aile ve yurt ekonomisine katkıda bulunacak nitelikte turizm sektörünü desteklemek.

d) Kişilerin kültürel ve sanatsal yeteneklerini geliştirmek, sergileme imkanı vermek.

Başlıca kültürel nedenleri oluşturmaktadır.

D- SİYASAL NEDENLER

Demokratik her ülkede, kişiler, toplumda vatandaşlık rolü üstlenmiş bireylerdir. Kuşkusuz oy pusulası ile siyasi hayata katılma gerçek bir demokrasi uygulaması olmakla birlikte, vatandaş rolünü üstlenen kişilerin, kendi kaderleriyle ilgilenmeleri sadece bununla sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla demokrasinin dolaysız işlemesi ve katılımın geniş tutulması yönünde kişileri hak ve sorumluluklarına sahip çıkmaya götürecek bir bilincin oluşması için yaygın eğitime ihtiyaç vardır. Bu Nedenle;

a) Milli bütünleşmeye ve vatandaşlık görevini bilinçli yapmaya yönelik, Atatürk İlkeleri doğrultusunda, özgürlükçü demokrasiyi güçlendirici, herkesin düşünce, kişilik ve yeteneklerini geliştirici eğitim yapmak;

b) Hukuk düzenini, devlet kavramını, Atatürk ilke ve inkılaplarını, demokratik yönetimin ana ilkelerini anlatmak;

c) Bilimsel düşünce , karşılıklı anlayış, sevgi, hoşgörülük duygularını geliştirmek;

d) Kalkınmayı, milli bütünlüğü engelleyen davranış ve düşünceleri değiştirecek eğitim yapmak;

e) Vatandaşlık hak ve görevlerini öğretici, demokratik katılımın işlerliğini sağlayıcı eğitim yapmak;

Siyasal nedenlerden bazılarıdır.

YAYGIN EĞİTİMİN TARİHİ GELİŞİMİ

a) TARİHÇE

Halk eğitimi fikri ve ihtiyacı Türk toplumlarında çok eski tarihlerde sezilmiş, bu ihtiyacı karşılamak üzere çeşitli tedbirler alınmıştır. Modern halk eğitimi görüş ve anlayışından farklı olmakla beraber, halk eğitimi çalışmalarına, somut örnekleriyle hemen her devirde rastlanmaktadır. Bu hareket bilinçli fakat halk eğitimi sözü edilmeden eğitimin temel hedeflerine yöneltilmiş, etkili, sürekli yapıcı bir hareket halinde ortaya konmuştur. Hun, Göktürk ve Uygur Türklerinin Tanrıları ve ölüleri için düzenledikleri dini törenler, Türk beylerinin düzenledikleri şölenler, av eğlenceleri temelde birer halk eğitimi hareketidir. Orhun Yazıtları, Dede Korkut Masalları bu eğitimin tarihe geçmiş canlı belgeleri ve kanıtlarıdır.

Bugünkü anlamda, bilinçli bir halk eğitimi Selçuklu ve Osmanlı Türklerinde görülmektedir. Halk eğitimi hareketi Selçukluların ve Osmanlıların yükselme devirlerinde teşkilat ve sistem olarak en üst seviyesine ulaşmıştır. Ancak bu sayede; Anadolu ve Trakya’nın Türkleşmesi devlet ve memleket idaresinin yerleşmesi ve sosyal yapının oluşması mümkün olmuştur. Bu devletlerin gerileme devresinde ise, halk eğitimi toplum düzeninde etkili bir sistem olmaktan çıkmış, teşkilat dağılmış, ilgili kuruluşlar bozulmuştur. Bunun sonucu olarak; devletin toplumsal, kültürel ve idari düzeni sarsılmış ve bu durum yıkılışı hızlandırıcı bir etken olarak ortaya çıkmıştır. Ancak cumhuriyet yönetimiyle birlikte, bütün hizmetler gibi eğitim, özellikle halk eğitimi de yeniden ele alınmış, düzenlenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır.

b) SELÇUKLULARDA VE OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ VE YÜKSELİŞ DEVİRLERİNDE YAYGIN EĞİTİM :

Anadolu da ki Türk hakimiyeti gerçek bir yerleşme ve yurt edinme hareketi ile birlikte yürüyordu. Bu, geniş alanda harekete geçmiş bir halk eğitimi idi.

Selçuklu ve Osmanlı Türklerinde yürütülen halk eğitimi hareketi; kuruluş yönetim, hizmetin şekli, alanları ve yönleri bakımından temelde birbirine benzemekte ve bir bütünlük taşımaktadır. Selçuklu ve Osmanlılarda halk eğitimi yapan kuruluşların başlıcalar şunlardır.

1. Medreseler : Selçuklular ve Osmanlılar ele geçirdikleri yerlerde hemen bir medrese yaptırıyorlardı. Medresenin yanı başında da kitaplıklar, bakım evleri, hastaneler kuruluyordu. Medreselerde dini bilimler, tıp, mühendislik öğrenimi yapılıyor, çeşitli konular tartışılıp geliştiriliyordu. Kitaplıklar, bakım evleri, hastaneler halka yönelmiş birer eğitim ve yardım kurumlarıydı.

2. Ahilik : Bunların gariplere yardım, zulüm görenleri korumak gibi fonksiyonları vardı. Ahilik, Selçuklular zamanında gelişmiş Osmanlı Devletinin ilk yıllarında ise en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Türklerin Anadoluya yerleşmeleri sırasında Ahiler, sosyal kurumlar halinde etkinlik göstermişlerdir. Bunlar,  Esnaf Şeyhi , Ahi Baba ve Ahi Baba Vekili adını verdikleri başkanlarının yönetiminde zorbaları yok ediyor, yabancılara gezgin ve konuklara zaviyelerinde ziyafetler veriyor, sosyal yardımlarda bulunuyorlardı. Sıkı bir disiplin, tam bir düzen ve bağlılık içindeydiler. Ayrıca türkü ve oyunlarla hoş vakit geçiriyorlardı.

Ahiler, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, Anadolu da güvenliği sağlamak suretiyle kuvvetlerini dışa yöneltmek zorunda olan devletin yükünü hafifletmişlerdir. Osmanlı Devletinin yükselme devrinde ahilik, hayırsever esnaf kurumları halinde ve eğitime ağırlık vermek suretiyle devam etmiştir.

3. Loncalar : Anadolu Türkleri arasında XIII. Yüzyıldan beri görülen loncalar dini, iktisadi ve eğitsel bir nitelik taşıyordu. Loncalar bugün bile çözümleyemediğimiz bazı iktisadi ve toplumsal sorunları kendi kuruluşları içinde çözüme kavuşturmuş, esnaf ve sanat sahipleri sıkı bir disiplin içinde tutmuşlardı.

Loncalar, iş ve ticaret ahlakını koruyor, usta işçi yetiştiriyor, işçiyi himaye ediyor ve iş sahibi durumuna getiriyordu. Ayrıca standart üretimi sağlıyor, malın niteliğini yüksek tutuyor. İhtikarı önlüyor, malı değerlendiriyor ve mevcut değerini koruyorlardı. Bunun için yurt ölçüsünde geniş bir teşkilat kurmuşlar ve seviyeli bir eğitime girişmişlerdi.

4. Terbiye Ocakları: Yazılı kaynaklar, İstanbulun Osmanlılar tarafından fethini izleyen yıllarda, halk eğitimi merkezlerine girişildiğini göstermektedir. İş aramak için Anadolu ve Rumeli!den İstanbul?a gelen vatandaşların şehir yaşamına uymada zorluk çektiklerini ve birtakım sosyal problemlerin çoğaldığını gören idareciler, bu aksaklıkları önlemek amacıyla, birisi Üsküdar?da diğeri Rumeli yakasında olmak üzere, TERBİYE OCAĞI adı ile iki halk eğitimi kurumu açmışlardır. Bu kuruluşların o zaman bir okul gibi işletildiği anlaşılmaktadır.

5. Ordu: Selçuklular ve Osmanlılarda ordu büyük bir halk eğitimi hareketini yürütüyordu. Osmanlı Devletinin gelişme döneminde Hıristiyan çocukları Turnacı Başı tarafından devşiriliyor, Acemi Kışlalarında Türk ve İslam geleneklerine göre yetiştiriliyordu. Ayrıca Hıristiyan esirleri de böyle bir eğitime tabi tutuluyordu. Devşirme ve esirler arasında gerçekten yetenekli olanlar Enderun okuluna alınıyorlardı. Ordu içinde sürdürülen bu hareket, Anadolu ve Trakya’nın Türkleşmesini amaç edinen başarılı bir halk eğitimi hareketi idi.

C- OSMANLI DEVLETİNİN DURAKLAMA VE GERİLEME DEVİRLERİNDE YAYGIN EĞİTİM:

Selçuklu Türklerinde ve Osmanlı Devletinin ilk devrelerinde değişik organizasyonlarla, yaygın bir şekilde ve çok yönlü olarak yürütülen halk eğitimi hareketleri Anadolu’nun Türkleşmesi gibi başarılı sonuçlar vermişti. Ancak duraklama döneminde bu eğitim hareketinin hedefinden saptığı, ihmal edildiği ve önemsenmediği görülmüştür.

Duraklama ve gerileme devrinin genel görünümüne uygun olarak medreseler gerçek bir bilim yuvası olmaktan çıkmış; Ahi ve lonca kuruluşları eğitim, denetleme ve yol gösterme niteliğini kaybetmiş, ordu ise amacından uzaklaşmış idi. Bütün bunlara karşılık ülkeye yeni bir halk eğitimi görüş ve anlayışı getirilememişti.

D- TANZİMAT VE MEŞRUTİYET DEVİRLERİNDE YAYGIN EĞİTİM:

Tanzimat fermanı, Osmanlı Devletine yeni bir anlayış getiriyordu. Bu, devlet yönetimindeki olumsuz gidişe son verme hareketi idi. Tanzimat fermanını Osmanlı halkına anlatmak, getirdiği yeni anlayış ve görüşleri açıklamak gerekiyordu. Bunun içinde halkın aydınlatılmasına ve eğitilmesine ihtiyaç vardı.

Tanzimat fermanını halka duyurmak ve benimsetmek üzere, yurt çapında bir halk eğitimi seferberliğine girişildi. Bu çabalar halka dönük eğitimin ilk adımlarıydı. Bunu gazete, roman, tiyatro, tarih vb. şekillerde yer alan basılı yayınlar izledi.

Artık ülkede halk eğitimin gereği ve önemi anlaşılmış ve kabul edilmeye başlanmıştı. Bu ihtiyaç 1861 yılında yayınlanan Cemiyet-i İlmiye-i Osmanlı Nizamnamesi ile resmen belirtiliyordu ve halkın yayın yoluyla aydınlatılması, halka dersler verilmesi, dini ve siyasi istismarın önlenmesi isteniyordu.

Ülkemizde modern halk eğitimi hareketinin başlangıç döneminde, Yusuf Ziya Paşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Vidinli Tevfik Paşa gibi aydınların 1865 yılında kurdukları İslam Öğretim Derneği (Cemiyet-i Tedrisiye-i İslâmiye) tarafından İstanbul da Beyazıt semtinde açılan Çırak Mektebi özel bir yer tutmaktadır. Çırak Mektebi gerçek anlamda bir halk okulu idi. Amacı, çalışan halk arasında okuma-yazma bilmeyenlere, özellikle kapalı çarşı esnafı çocukları ile benzeri çevre halkına, okuma-yazma, hesap ve din bilgisi öğretmek idi. Gördüğü rağbet üzerine , okulun Aksaray semtinde de okulun bir şubesi açılmıştır. Başarılı olduğu halde, resmi müdahale ile 1874 yılında

Kapanmak zorunda kalan Çırak Mektebi ,İslam Öğretim Derneği tarafından 2. Meşrutiyetten sonra yeniden açılmış ve 1928 yılına kadar hizmete devam etmiştir . Çırak Mektebi  yaygım bir etki merkezi olmaktan çok , halk eğitimi ülküsüne uzun süre sadakatle bağlı kalmış öncü bir kuruluş olarak değer taşır.

İkinci Meşrutiyet döneminde İstanbul da başta İttihat ve Terakki Fırkası olmak üzere okullar ve gönüllü kuruluşlar ; okuma yazma , din bilgisi, hesap ,muhasebe, tarih, coğrafya , fen bilgisi, Fransızca öğretimi ve buna benzer faaliyetlerde bulunmuşlardır.Zamanın aydın kadrosu , halka konferanslar ve dersler vermek suretiyle ikinci meşrutiyet dönemi halk eğitimi hareketine katılmışlardır .

Osmanlı İmparatorluğunun içinde bulunduğu buhranlı yıllarda ve ümmetçilik milliyetçilik akımları ortasında 1911 yılında kurulan Türk Ocakları ,sinesinde topladığı seçkin fikir ve sanat adamlarıyla, milliyetçilik ülküsünün bayrağını taşımış , hakta bu şuurun kuvvetlenmesine çalışmıştır. Bu faaliyetlerin büyük kısmı , konferans ve yayına dayanıyordu.Türk Ocakları kuruluş yıllarından itibaren iki yıl içinde ,Anadolu şehirlerinde de teşkilatlanarak 25 şube açabilmiştir.Türk Ocakları vasıtasıyla ilk defa bir halk eğitimi teşebbüsü İstanbul sınırlarından Anadolu’nun öteki şehirlerine taşınmış oluyordu.

1913 tarihli İlköğretim Kanununda (Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu Muvakkatı ) halk eğitimine yer verildiğini görüyoruz.Bu Kanunla ilköğretim çağını aşmış olanlar için genel bilgi ,tarım ,sanat ve ticaret dersleri düzenlenmesi ön görülüyordu. Bu yıllar içinde diğer bir gelişme,1924 de İstanbul Vilayeti Genel Meclis kararı ile özel idare tarafından hayatını kazanmak zorunda kalan çocuklar için geceleri faaliyette bulunacak ve temel bilgi kazandıracak çırak okullarının açılmasıdır.

Bu teşebbüste , İslam Öğretim Derneğinin kurduğu Çırak Okulu modelinin etkisi büyük değer taşır. Bu Okullar 1. Dünya Savaşının Osmanlı İmparatorluğu için yenilgi ile bitmesi üzerine mali sıkıntılarla karşılaşarak kapatılmıştır.

1914 yılında İsmail Hakkı Baltacıoğlu bir konferansında şöyle diyordu.  Bir memlekette avam terbiyesi teessüs etmedikçe ,yalnız birkaç mütefekkir arzusu ve kanaati ile doğacak ve yaşayabilecek hiçbir terakki yoktur. Halkın çürüyen ciğerlerini ,kuvvetsiz bacaklarını kurtarmak, gözlerini açmak , donmuş halini işletmek, azmini ve teşebbüsünü canlandırmak gerekmektedir.

E- TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE YAYGIN EĞİTİM:
Cumhuriyetin ilanı ile beraber , halkın içinde bulunduğu zor problemlerin çözümünde onlara yardımcı olabilmenin tek yolunun eğitim olduğu görülmüştür. Bu nedenle Cumhuriyet Hükümetinin ilk Milli Eğitim Bakanı İsmail safa Bey , 25 Kasım 1923 tarihli ve 1971 /3655 sayılı tel tamimi ile Valilerden , milli eğitin görevlileriyle birlikte halk eğitimi çalışmalarına geçmelerini istemiştir. Genelgede , yurdumuzun her köşesinin  Cehalet ve irfansızlığın acısı altında muzdarip  olduğu belirtilmekte , halk ile okullar ve öğretmenler arasında yakın ilişkiler kurulması , eğitimin her yaştaki ve sınıftaki halkın ihtiyaçları durumuna getirilmesi , toplumsal , ekonomik ve ulusal sorunlar konusunda öğretmen ve halktan ortak kurullar kurularak çalışmalarının sık, sık yoklanması ,mahalli yayınlara önem verilmesi , bu konudaki çalışmalarının sonucunun on gün içinde bakanlığa bildirilmesi isteniyordu.

789 Sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat Kanununda İlköğretim çağını geçirmiş ve hiç öğretim görmemiş olan bireyleri kabul eden kuruluşların  Bunlara İlköğrenimini de vermeğe zorunlu  oldukları öngörülmüştür. Böylece , özel kuruluşlar da halk eğitimiyle ilgilenmek zorunda bırakılmışlardır.

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ilk halk eğitim birimi , 1926 da Halk Terbiyesi Şubesi  adıyla İlk öğretim Genel Müdürlüğünde , Talim ve Terbiye Dairesi ne bağlı olarak kurulmuştur. Sonradan ,  Halkı Tenvir Müdüriyeti Umumiyesi  tasarısı hazırlanmışsa da bu , yasama meclislerinde geçirilmemiştir. Halk Terbiyesi Şubesi Sonradan kapatılmıştır.

1927 de halk dersleri ve halk konferansları için çıkarılan yönetmelik, çeşitli nedenlerle hiç okuyamamış ya da istediği öğretim derecesine erişememiş olanları, bir cumhuriyet vatandaşının bilmesi gereken temel yurttaşlık bilgileriyle donanmak, ulusal kültür ve ülküyü güçlendirmek görevini bu dersliklere yüklüyor.

1928 de yeni harflerin kabulünden sonra Atatürk?ün önderliği ile Millet Mektepleri açılmış, bu halk eğitimi hareketinden bütün öğretmenlerle birlikte birçok aydınlar da seferber olmuştur.Seferberlik ruhunun verdiği heyecanla ve yeni harflerin sağladığı kolaylıkla kısa bir zamanda, az bir masrafla milyonlarca vatandaşa okuma yazma ile birlikte birtakım temel bilgiler de verilmiştir.

1930 yılında, yurttaşların öğrendiklerini unutmamaları ve okuma alışkanlıklarını sürdürmeleri amacıyla Halk Okuma Odaları açılmaya başlamıştır.Okuma odalarının sayısı 1936 da 500 e yükselmiştir.Ancak, daha sonraki yıllarda bu konuya gereken önem verilmemiş ve oda sayısında düşme olmuştur.1953?ten sonra okuma odalarının yeniden geliştirilmesi yoluna gidilmiştir.

İnkılâpları yaymak, kökleştirmek ve halkı toplumsal, kültürel açıdan geliştirmek amacıyla 1932 yılında Halk evleri kurulmuştur.Halk evleri; halk dershaneleri, kursları, kitaplık, yayım, köycülük, dil ve yazım, tarih ve müze, sosyal yardım , spor, temsil, güzel sanatlar konularında faaliyet göstermişlerdir.1933 yılında yürürlüğe giren 2287 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Örgütü ve Görevleri ile ilgili kanun, ulus okulları ve halk eğitimiyle ilgili hizmetleri İlköğretim Genel Müdürlüğü ne vermiştir.

1936 yılında açılan eğitim kursları ve 1940 tarih ve 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kuruluş Kanunu ile köy eğitmen ve öğretmenlerine okuldaki görevleri yanında, halkı eğitmek ve yetiştirmek görevi de verilmiştir

1939 da Sanat okullarına bağlı olarak köylerde köy erkekleri için demircilik-marangozluk, köy kadınları için de biçki-dikiş kursları açılmış ve bu kurslar halk eğitimine büyük katkıda bulunmuştur.Bunu 1948 yılında Halk yayınlarının devletçe ele alınması ve yayımı izlemiştir.

1951 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca halk eğitimine yeni bir yön verilmek istenmiş ve halk eğitimi üzerinde çalışanlardan raporlar alınmış, anketler yapılmış ve Amerikadan bir halk eğitimi uzmanı davet edilmiştir.Bu uzman 1951 yılında yurdumuza gelerek incelemeler yapmış ve bakanlıklar arası bir semineri yönetmiştir.Ayrıca, halk eğitimi konusunda bir rapor hazırlayarak Milli Eğitim Bakanlığına sunmuştur.Prof. Watson Dickerman tarafından hazırlanan bu raporda; halk eğitimi çalışmalarının bilimsel ve sistemli şekilde ele alınması ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir teşkilâtın kurulması önerilmiştir.Bu teklife uygun olarak 1952 yılında yeniden, Milli Eğitim Bakanlığına  Halk Eğitimi Bürosu kurulmuş, 1953 de köy ve kasabalarda Halk Okuma Odaları, 1956 yılında da ilçelerde Halk Eğitimi Merkezleri açılmaya başlanmıştır.

1957 yılında toplanan VI. Milli Eğitim Şûrasında halk eğitimi davamız önemle ele alınmış, yapılan inceleme ve tekliflere dayanarak yeni raporlar hazırlanmış ve yeni kanun tasarıları düzenlenmiştir.Diğer taraftan UNESCO ve basın, halk eğitimi teşkilatının kurulmasını muhtelif vesilelerle zaman, zaman desteklemiş;hatta UNESCO yolu ile memleketimizde Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen Okuluna bağlı bir Temel Eğitim Merkezi kurulmuştur.Bu merkezin çalışmalarına yerli ve yabancı elemanlar katılmış, bazı köylerde halk eğitimi ve toplum kalkınması denemeleri de yapılmıştır.

27 Mayıs 1960 dan sonra başlayan kültür ve eğitim seferberliği sonucu halk eğitimi çalışmalarının memleket ölçüsünde bir teşkilata bağlanması ön görülerek, 29 Ağustos 1960 tarihinde halk eğitimi hizmetlerinin etki alanını genişletmek, dağınık etkinlikleri yurt düzeyinde teşkilatlanacak bir kuruluşla yürütmek üzere Milli Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Bu bakanlığı bağlanırken,önceki görevlerine ek olarak Köy Gezici kadı ve Erkek Kurları ve Tarım Bakanlığına Bağlı Ev Ekonomisi Şubesi ile Sanayi Bakanlığına bağlı Köy El sanatları Dairesi’nde yaygın eğitim yapan üniteler de sözü edilen bakanlıklara bağlanmıştır.

2.beş yıllık kalkınma planında Bütün eğitim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı içinde toplanması esastır hükmü gereğince 1967 yılında alınan bir bakanlar kurulu kararıyla Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü,Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.Dolayısıyla,ev ekonomi şubesi Köy işleri bakanlığında kalmış,gezici kadın ve erkek kursları ise milli eğitim bakanlığı kız teknik öğretim genel müdürlüğü ile erkek teknik öğretim genel müdürlüğüne bağlanmıştır.

Ana faaliyetleri Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli Genel Müdürlükleri arasında dağılmış olan Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü,1972 yılında eğitimde bütünlük ve süreklilik ilkeleri doğrultusunda birleştirilerek güçlü bir Genel Müdürlük haline getirilmiştir.Yaygın eğitim hizmetleri alanında görev yapan 7.akşam sanat okulu ve Mektupla Öğretim Ünitesi de 1974 yılında bu genel müdürlüğe bağlanmıştır.

1977 de alınan bir olurla,kız teknik öğretim genel müdürlüğünden gezici kadın kursları,erkek teknik öğretim genel müdürlüğünden ise sabit ilçe kursları ve gezici köy kursları tekrar alınıp Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü bünyesinde toplanmıştır.

Ülkemizin hızlı bir şekilde saniyeleşme süreci içine girmesiyle birlikte okullarda yetişen orta vasıflı teknik insan gücü ihtiyacı karşılanamaz hale gelmiştir..Bunun yerine işyerlerinde çalışan vasıfsız insan gücüne teorik bilgiler kazandırılması ve onların orta vasıflı teknik insan gücü haline getirilmesi için çıraklık eğitimine ihtiyaç duyulmuştur.Bu ihtiyaç,1963 yılı İcra Planında tedbir olarak yer aldığı halde,Çırak,Kalfa ve Ustalık Kanunu ancak 1977 yılında çıkarılabilmiştir.

Kamu hizmetlerinin düzenli,süratli,faydalı ve ekonomik bir şekilde yürütülmesi amacıyla,Bakanlıkların kurulmasına ve teşkilat görev ve yetkilerine ilişkin esas ve usuller 13.12.1983 gün ve 170 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararname doğrultusunda ,Milli Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı birleştirilerek Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı kurulmuştur.yaygın eğitim genel müdürlüğü de çıraklık eğitimi genel müdürlüğü ile birleştirilerek Çıraklık Ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü adını almıştır.Daha sonra çıkarılan 30.4.1992 gün ve 3797 sayılı kanunla genel müdürlüğün görevleri yeniden belirlenmiştir.

YAYGIN EĞİTİM VE GENÇLİK SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ DOSYASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

Ana Sayfa

Atatürk

Yahyalı

Merkezimiz

Yönetim - Personel

Bilgi Edinme

Kurslar

Seminer

Foto Galeri

Duyurular

Yaygın Eğitim

İletişim